Seri Muhakeme Usulünde Meydana Gelen Değişiklikler

Seri Muhakeme Usulünde Meydana Gelen Değişiklikler

15.06.2021 tarihli ve 31512 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2021/26 karar numaralı Anayasa Mahkemesi Kararı (“Karar”), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na (“CMK”) 17.10.2019 tarihinde 7188 sayılı Kanun ile eklenen seri muhakeme usulünde birtakım değişiklikler meydana getirmiştir. İncelememizde seri muhakeme usulünün ne olduğuna, Karar’a konu olan ilgili hükmün açıklanmasına ve değerlendirmemize yer verilecektir.

A. Seri Muhakeme Usulü

Bilindiği üzere ceza muhakemesi, yetkili merciin/mercilerin suç şüphesini öğrenmesiyle başlamakta, hükmün kesinleşmesiyle sona ermektedir. Bu süreçte Cumhuriyet savcısı öncelikle kamu davasının açılmasına yer olup olmadığınakarar vermek üzere doğrudan doğruya veya emrindeki adli kolluk aracılığıyla gerekli araştırmaya başlamaktadır. Maddi gerçeğe ulaşmak ve adil bir yargılamanın yapılabilmesini sağlamak için, şüphelinin lehine ve aleyhine olan bütün delilleri toplamaktadır.

Klasik usulde Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin sonunda (i) ya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (ii) ya da iddianame düzenleyerek kamu davasının açılması, şeklinde hareket etmektedir.

CMK’nın 250. maddesinde düzenlenen seri muhakemeusulü ise Karar’da da belirtildiği üzere ceza usul hukuku alanında alternatif çözüm yolu olarak, vatandaşların uzun süren süreçte yıpranmaması amacı ile ihdas edilmiştir. CMK’da açıkça düzenlenen suçlarla sınırlı olmak üzere uygulanabilecek istisnai bir muhakeme yolu olarak öngörülen bu usul ile ispatı kolay olan, önem derecesi düşük değerlendirilen, Kanun’da tek tek belirtilen suçlara ilişkin uyuşmazlıklar klasik usulden ayrılmaktadır. Savcılık 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61/1 maddesini gözeterek alt ve üst sınır içinde cezayı tespit edecek ve bu cezayı yarı oranında indirecektir. İşte bu sebeplerle seri muhakeme usulü istisnai nitelikte özel bir ceza muhakemesi yoludur.

CMK’nın 250. maddesinde belirtilen şartların varlığı halinde seri muhakeme usulünü Cumhuriyet savcısının uygulaması zorunludur. Bu çerçevede şüphelinin öncelikle hakların hatırlatılması/öğretilmesi suretiyle davet edilmesi, seri muhakeme hakkında bilgilendirilmesi, bilahare bu çerçevede bir teklifte bulunulması gerekmektedir.
Cumhuriyet Savcısı görevli mahkemeye hitaben yazacağı bir talepname ile şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanarak hüküm kurulmasını talep eder. Cumhuriyet savcısı, görevli mahkemeden usulün uygulanmasını yazılı olarak talep eder ve şüpheli ile müdafi aynı gün görevli mahkemeye yönlendirir.

Mahkemece yapılacak işler üç başlık altında toplanmaktadır:

– Talepnamenin eksikliklerin ikmali için Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi,

– Talebin reddi,

– Talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurulması.

B. İtiraz Konusu Kural

İtiraz konusu kuralda Cumhuriyet savcısının talepname düzenleyerek görevli ve yetkili mahkemeye başvurması üzerine mahkemenin belli şartların gerçekleşmesi halinde talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurması, aksi takdirde talebi reddederek soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına göndermesi öngörülmüştür.

İlgili kural CMK 250/9 maddesinde düzenlenmiştir:

“…Mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda dinledikten sonra üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar; aksi takdirde talebi reddeder ve soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden vazgeçmiş sayılır…”

C. Başvuru Gerekçesi

Kararda özetle; Anayasa tarafından mahkemelere ait olan yargı yetkisinin savcılara devredildiği, mahkemenin talepnamede belirtilen yaptırım doğrultusunda hüküm kurmak zorunda bırakılarak savcılığın tespit ve değerlendirmesiyle bağımlı hale getirildiği, bu durumun mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine aykırılık oluşturacağı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

D. Değerlendirme

Avanos Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bakılmakta olan dava, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu nedeniyle seri muhakeme usulünün uygulanması amacıyla düzenlenen talepnamenin onaylanması istemidir.

CMK 250.maddenin (1) numaralı fıkrasında hangi suçlara seri muhakeme usulünün uygulanacağı belirtilmiştir. Anılan suç bahsedilen fıkrada yer almaktadır. (9) numaralı fıkra ve CMK’nın gerekçesinde de belirtildiği gibi mahkemenin talepnamede belirtilen yaptırımı değiştirme yetkisi bulunmamaktadır. Mahkeme adeta bir noter gibi onaylama – düzenleme mekanizmasına dönüşmüştür mevcut uygulamada. Hukukçular tarafından mahkemelere ait olan yargı yetkisinin savcılara devredilmesi anlamına gelen bir düzenleme olduğu uzunca süredir tartışılmaktaydı. İlgili fıkra hükmünde mahkemenin talepnamede belirtilen yaptırım doğrultusunda hüküm kurmak zorunda bırakılması suretiyle savcılığın tespit ve değerlendirmesiyle bağımlı hale getirilmesi bu durumun mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine halel getirmiştir.

Yine anılan hükmün mahkemenin maddi yönden davayı ele alma yetkisini sınırlandırdığını açıklamak izahtan varestedir.
“…talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda…” ibaresinin Anayasa bağlamında incelenmesi sonucunda madde metninden çıkartılmasına karar verilmiştir.

(i) Anayasa’nın 9. Maddesi Bakımından Değerlendirme

Yargı yetkisi kenar başlıklı 9.madde şu şekildedir:

“Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”

Yargı fonksiyonu, bir hukuki uyuşmazlığın tüm yönleriyle esastan çözümlenerek karara bağlanması ve bu kararın kesin hüküm niteliği taşımasıdır. Mevcut uygulamada mahkemelere herhangi bir kısıtlama olmadan vicdani kanaate göre maddihakikati ortaya çıkarma ve kesin hükme ulaşma imkânının sağlanmaması yargı yetkisinin etkin bir şekilde kullanımı açısından sorunlu bir durumdur. Ceza muhakemesinde son aşamada suçu ve faili tespit etmek ve bireyselleştirme yapmak sureti ile ceza vermek faaliyetinin bağımsız ve tarafsız mahkemenin yargı yetkisi içinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

(ii) Anayasa’nın 138 ve 140. Maddeleri Bakımından Değerlendirme

Mahkemelerin bağımsızlığının bir izdüşümü olan hâkimlerin görevlerinde bağımsızlıklarını düzenleyen ilgili maddelerin beraber ele alınmasında fayda vardır. Bu itibarla 9, 138 ve 140. maddeler beraber değerlendirildiğinde anılan ibarenin hâkimlerin görevini tam anlamıyla ifa etmesinde bir engel oluşturacağını söylemek güç değildir.
Mahkemelerin bağımsızlığıyla hâkimlerin bağımsızlığı birbirini tamamlayan, birbirinden ayrılması imkânsız ilkelerdir.

“Madde 138 – Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz…”

“Madde 140 – Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler…”

(iii) Anayasa’nın 38. Maddesi Bakımından Değerlendirme

Anayasa’nın 38. maddesi hukuk devletinin temel ilkelerinden olan masumiyet karinesini düzenlemektedir.
Madde 38 –…Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz…”
Bu madde, hukuk devletinin temel ilkelerinden olan masumiyet karinesini açıklamaktadır. Talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurma zorunluluğu masumiyet karinesini zedeleyerek suçluluğu hükmen sabit olmadan bir kişinin suçlu sayılması sonucunu da ortaya çıkarabilecek niteliktedir. Böylelikle toplumda hukuka ve adalete olan inanç sarsılmaktadır, hukuki güven zedelenmektedir.

E. Sonuç

Seri muhakeme usulü sürecinin temel aşamalarından biri olan talepnamenin düzenlenmesinden sonra mahkemenin rolünün işlevsizleştiği açıktır. Zira, mahkemenin talepnamede belirtilenden farklı bir hüküm (beraat, düşme vb.) tesis etmeimkânına sahip olmaması, esasa dair bir değerlendirme yapamaması mahkemenin yargı yetkisinin kullanımı ile doğrudan ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Bu bakımdan ilgili fıkra hükmü, Anayasa’nın 9., 38., 138. ve 140. maddelerinde düzenlenen yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılması ve hakimin vicdani kanaatine göre hüküm vermesi ve masumiyet karinesi ilkelerine aykırıdır.

Bahsedilen gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesinin tarafsız ve bağımsız yargının sağlıklı işlemesi adına yerinde olduğu kanaatindeyiz.

Stj. Av. Zülküf Karadağ

Languages »