11 SORUYLA CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇU

11 SORUYLA CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇU

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 299. maddesinde “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçu düzenlenmektedir. Bu suça istinaden yapılan yargılamaların sayısı ülkemizdeki siyasi iklim nedeniyle son zamanlarda artış göstermiştir. Sosyal medyanın yaygın kullanımı ve insanların ifade özgürlüklerini daha yoğun ve sık kullanmaları bu artışın temel etkenlerinden olmakla birlikte bu yazımıda suçu hukuki yönleriyle değerlendirmek isteriz.

 

  1. Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu Nedir?

Cumhurbaşkanına hakaret suçu TCK’nin “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar” başlıklı Üçüncü Bölümünde 299. maddede düzenlenmiş bir suç tipi olup şu hükmü getirmektedir:

“Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.

 

Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.”

 

 

  1. Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun Hakaret Suçundan Farkları Nelerdir?

TCK md. 125 ve devamında ise hakaret suçu düzenlenmiştir. Eğer hakaret fiilinin yöneldiği kişi Cumhurbaşkanı ise TCK md. 299 uygulanacaktır. Hakaret fiilinin herhangi bir başka kişiyi konu edinmesi halinde TCK md. 125 ve devamı hükümleri uygulanacaktır.

Bu bağlamda, karşılaştırma yapılabilmesi adına TCK md. 125 hükmünü açıklamak gerekmektedir. TCK md. 125 şu şekildedir:

“Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

 

Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

 

Hakaret suçunun;

  1. a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
  2. b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
  3. c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

 

Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

 

Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.”

Burada ilk bakışta dikkati çeken farklılıklar şunlardır:

  • Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları özel olarak düzenlenmemiştir, bu suçun unsurlarının belirlenmesinde TCK md. 125 ve devamında düzenlenen hakaret suçunun unsurları belirleyici bir rol oynamaktadır.
  • Hakaret suçunun basit hali için üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası öngörülmüştür. Cumhurbaşkanına hakaret suçu için ise bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Görüldüğü üzere Cumhurbaşkanına hakaret suçu için öngörülen cezanın alt ve üst sınırları daha ağırdır. Hakaret suçundan farklı olarak verilecek ceza yalnızca hapis cezası olabilecek, adli para cezası olamayacaktır.
  • Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı işlenmesi hakaret suçunun bir nitelikli hali olarak düzenlenmiş olup verilecek cezada altıda bir oranda artırıma sebep olacaktır. Cumhurbaşkanı da TCK md. 6 anlamında bir kamu görevlisidir. Ancak Cumhurbaşkanına görevi nedeniyle hakaret edilmesi halinde hakaret suçunun nitelikli hali (TCK md. 125/f.3-a) değil TCK md. 299 uygulanacaktır. Cumhurbaşkanına hakaret suçu düzenlemesine bakıldığında suçun unsurlarından birinin “görevi sebebiyle hakaret edilmesi” olmadığı görülecektir. Bunun anlamı Cumhurbaşkanına görevinden bağımsız olarak, şahsi nedenlerle hakaret edildiğinde dahi TCK md. 299’un uygulanabilecek olmasıdır[1], ancak suç tipinin koruduğu hukuki değer dikkate alındığında Cumhurbaşkanının görevi harici sebeplerle hakarete maruz kaldığında TCK md. 299’un uygulanmaması gerekir.
  • Hakaret suçu şikayete tabi bir suçtur. Cumhurbaşkanına hakaret suçu ise resen soruşturulur. Ancak bu suçtan ötürü kovuşturma yapılması Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır[2].
  • Hakaret suçunun gıyapta işlenmesi halinde; üç kişiye ihtilat[3] şartı aranır, Cumhurbaşkanına Hakaret suçunda bu şart aranmaz.

Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Kanunkoyucu niçin Cumhurbaşkanına hakareti ayrı bir suç olarak düzenlemiş ve bu suç için genel hakaret suçundan daha ağır bir ceza öngörmüştür?

Bu soruya yanıt vermek için “suç tipinin koruduğu hukuki değer” kavramına değinmek gerekir. Her bir suç tipi, belli bir hukuki değeri korumak üzere öngörülmüştür.

TCK md. 125’in gerekçesinde hakaret suçunun koruduğu hukuki değerler olarak “kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içinde itibarını ve diğer fertler nezdindeki saygınlığı” sayılmıştır.

TCK md. 299 gerekçesi ise şu şekildedir:

“Cumhurbaşkanının Devleti temsil etmesi ve Anaya­sada belirtilen görev ve yetkileri göz önüne alınarak onun kişiliğine yönelti­len hareketin bir bakıma Devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerden sayılması gerektiği düşüncesinden hareketle bu madde kaleme alınmış ve Cumhurbaş­kanına karşı hakaret müstakil bir suç hâline getirilmiştir.”

Kanunkoyucunun, Cumhurbaşkanına hakaret suçunda, onun diğer kişiler gibi, şeref ve haysiyetinin korunmasından ziyade, temsil ettiği makamı, yani devletin manevi bütünlüğünün, onun şerefinin korunması amacını güttüğü anlaşılmaktadır[4]. Her ne kadar tek bir kişiyi koruyan bir madde olsa da cumhurbaşkanının kişiliği tüm tartışmalardan arındırılmış, devletin bütünleştirici temsiliyeti ele alınmıştır[5].

Gerçekten Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa md.104/f.1 ve 2 uyarınca,

“Cumhurbaşkanı Devletin başıdır.

 

Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.”

 

“Tüm tartışmalardan arındırılmış Cumhurbaşkanının devletin bütünleştirici temsiliyeti” göz önüne alarak Cumhurbaşkanına ayrı ve daha üstün bir koruma getiren TCK md. 299 hükmünün varlığı 2017’de gerçekleşen Anayasa değişikliği ve hükümet sistemi değişikliğiyle daha da tartışmalı hale gelmiştir. Bunun sebebi, parlamenter sistemde Cumhurbaşkanın tarafsızlığını güvence altına alacak anayasal hükümler bulunması ancak yeni hükümet sisteminde Cumhurbaşkanın parti aidiyetini sürdürebilmesidir. Bu açıdan bakıldığında, yeni hükümet sisteminde seçilebilecek herhangi bir Cumhurbaşkanının, tüm tartışmalardan arınmış, devletin bütünlüğünü temsil eder bir konumu olmayacağı açıktır.

Aşağıda da açıklanacağı üzere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devlet başkanlarına özel suç yasaları ve hükümleriyle daha güçlü korumaların öngörülmüş olmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ruhuna ilke olarak aykırı olduğunu defaatle birçok kararında ifade etmiştir  (örneğin Colombani ve Diğerleri v. Fransa, no. 51279/99, § 69, AİHM 2002-V, Otegi Mondragon, § 55 ve Önal (no 2).). Cumhurbaşkanı, tarafsız ve bütünleştirici kimliğe sahip bir pozisyonda tasarlanmış olduğu parlamenter sistemler söz konusu olduğunda dahi AİHM bu içtihadını sürdürmüştür[6].

Bu tür düzenlemelerin uygulanması sonucu pek çok hak ihlali vakası AİHM önüne gelmiş ve ihlal kararları verilmiştir. Bu açıdan AİHM’in Otegi Mondragon kararı ilginçtir. Bu davada devletin tarafsızlığını temsil eden İspanya Kralı’nın diğer insanlardan ayrıcalıklı bir hakaret hükmüyle korunmasının meşru olup olmadığını tartışan AİHM, tarafsız olarak kodlanan bir Kral’ın bile ayrıcalıklı bir korumadan yararlanamayacağına karar vermiştir (Otegi Mondragon/İspanya, §56)[7].

  1. Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun Unsurları Nelerdir?

Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları kanunda açıklıkla düzenlenmiş değildir. Bu konuda hakaret suçunun unsurları aydınlatıcıdır.

 

  1. Fail: Öncelikle Cumhurbaşkanına hakaret suçunun faili herhangi biri olabilir, kanun fail açısından bir özellik düzenlememiştir.
  1. Mağdur: Suçun mağduru Cumhurbaşkanıdır. Suçun mağdurunun Cumhurbaşkanı olabilmesi için ant içme ile cumhurbaşkanlığı sıfatının kazanılmış olması gerekir. Cumhurbaşkanının görevi sona erdikten sonra ise Cumhurbaşkanına hakaret değil salt hakaret suçu oluşur.

Mağdurun belirlenmesi, hakaret suçlarında önemli bir noktadır. TCK md. 126’ya göre “Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.”

 

Burada kriter, belirlenebilirliktir. Hakaret suçunun oluşabilmesi mağdurun belli olmasına veya belirlenmesinin mümkün olmasına bağlıdır[8].

Hakaret içeren bir ifadenin Cumhurbaşkanına yöneltilmiş olup olmadığının tespiti bakımından konusunda bazı yargı kararları aydınlatıcı olabilir.

Örneğin “Gerçekler Erdoğan’dan güçlüdür. Hırsıza hırsız, katile katil, diktatöre diktatör, yobaza yobaz, çeteciye çeteci demeye devam edeceğiz” ifadesi sebebiyle sanıklara TCK md. 299 suçlamasının yöneltildiği davada Bakırköy 32. Asliye Ceza Mahkemesi 2016/480E. 02/02/2017 tarihli ve 2017/39 sayılı kararında şu ifadeler kullanılmıştır.

“Söz konusu ifadelerin kimsenin onur şeref ve saygınlığını küçültücü ifadeler olmadığı gibi bu ifadelerin belirli sıfatların/eylemlerin tanımı olup, o eylemi veya sıfatı cumhurbaşkanına veya başka bir kişiye hitap olarak küçültücü nitelikte kullanma şeklinde açıklama olmadığı kanaati ile sanıkların beraatına karar verilmiştir.’ [9]

Kararında Mahkeme, söz konusu ifadelerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef almadığı, belirlenebilirlik kriterinin yerine gelmediği gerekçeleriyle beraat kararı vermiştir.

  1. Konu: Suçun konusu fiilin üzerinde gerçekleştiği şey olup Cumhurbaşkanına hakaret suçunun konusu Cumhurbaşkanının devleti temsil eder kişiliği ile şeref ve haysiyetidir.
  1. Fiil: Cumhurbaşkanına hakaret suçu bakımından fiil unsurunun tespitinde TCK md. 125 hükmü esas alınmaktadır. Buna göre Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığına saldırmak bu suçun fiil unsurunu oluşturur.
  1. Manevi Unsur: Cumhurbaşkanına hakaret suçu kasten işlenebilir. Genel kast yeterli olup özel kast yahut bir amaç unsuru aranmaz.
  1. Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun İfade Özgürlüğüyle İlişkisi Nedir?

İfade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 10. Maddesinde düzenlenmiştir, buna göre;

Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.”

“Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

 

Anayasa’nın 25. maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti başlığı altında;

 

“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”

 

ve 26. maddesinde,

 

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.”

 

hükümleri düzenlenmiştir.

AİHS’in ve Anayasanın düzenlemelerinde görüldüğü üzere bazı koşulların varlığı halinde ifade hürriyeti sınırlandırılabilecektir. Bu koşullar sınırlamanın (i) AİHS md. 10/f.2’de sınırlı sayıda sayılan meşru amaçlara yönelik olması, (ii) Yasada öngörülmüş olması ve (iii) Demokratik topluma aykırı düşmemesidir (ölçülülük).

AİHM, demokratik topluma uygun olma koşulunu bir başka alt koşulla açıklamaktadır. AİHM’e göre hakka yapılacak müdahale zorlayıcı bir toplumsal gereksinime[10] cevap vermesidir. Bundan başka, insan haklarına saygı ve hukuk devleti ilkeleri yol göstericidir. TCK md. 299 özellikle demokratik topluma uygun olma ölçütü bakımından sistemik bir sorun teşkil etmektedir.

İfade hürriyeti bağlamında ifadenin kamusal tartışmaya katkı sağlayan niteliği önemli bir kriterdir. Siyasi ifadeler bu bağlamda diğer tür ifadelere kıyasla daha iyi korunur. Kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerekir.

Genel ilkeleri bu şekilde ortaya koyduktan sonra, öncelikle, TCK md. 299 gibi bir hükmün sırf var olmasının AİHM tarafından ciddi bir eleştiri konusu yapıldığını belirtmek gerekir. Zira AİHM içtihadı, devlet başkanlarının hakaret konusunda diğer insanlardan daha ayrıcalıklı tutulamayacağını hiçbir şüpheye bırakmayacak bir şekilde öngörmektedir[11].

Eski Türk Ceza Kanunu’nda devlet başkanına hakaret suçunu düzenleyen hüküm nedeniyle hapis cezasına çarptırılma vakasını konu edinen ve Türkiye’ye karşı bu konuda verilen ilk karar olan 26.06.2007 tarihli Artun ve Güvener/Türkiye, No. 75510/01 kararında AİHM, devlet başkanlarının ayrıcalıklı olarak korunmasının ifade özgürlüğü ile çeliştiğini ifade etmiştir. Benzer mülahazalarla medeni hukuk davalarında Cumhurbaşkanının statüsünün aşırı korunmasıyla ilgili olarak Pakdemirli/Türkiye, no. 35839/97, 22.02.2005 kararı da bu duruma işaret eder niteliktedir.

Konuyla ilgili en yakın tarihli AİHM kararlarından biri Vedat Şorli/Türkiye, No. 42048/19, 19.10.2021 tarihli kararıdır[12].

Karara konu olayda şikayetin sebebi, başvurucu tarafından eski Amerika Birleşik Devletleri başkanı Barack Obama’nın kadın kıyafetleriyle tasvir edilen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı öptüğünü gösteren bir karikatürün paylaşılması sebebiyle TCK md. 299 hükmünün uygulanarak hapis cezası verilmesidir. Bu karikatürde Cumhurbaşkanı, Kürtçe yazılmış bir konuşma balonunda “Suriye’nin tapusunu benim adıma yapacak mısın kocacım?”demektedir.

Başvurucuya ceza verilmesine dayanak olan ikinci paylaşım ise başvurucu tarafından aşağıda yer verilen yorumla birlikte Cumhurbaşkanı ile eski Başbakan’ın fotoğraflarını içermektedir: “Kandan beslenen iktidarınız yerin dibine batsın / Can aldıkça sağlamlaştırdığınız koltuklarınız yerin dibine batsın / Çaldığınız hayallerle yaşadığınız lüks hayatlarınız yerin dibine batsın / Başkanlığınız da, iktidarınız da, hırslarınız da yerin dibine batsın”

AİHM bu ifadeler nedeniyle başvurucuya 11 ay 20 gün hapis cezası verilmesini (her ne kadar hükmün açıklanması geri bırakılmış olsa bile), “suç teşkil eden konularda Cumhurbaşkanına daha fazla koruma sağlayan özel bir hüküm kapsamında başvurucuya cezai bir yaptırım uygulanmasının Sözleşmenin ruhuyla bağdaşmayacağını; bu nedenle, şikâyete konu olan tedbirin meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve Sözleşme’nin 10. maddesi anlamında demokratik bir toplumda gerekli olma şartını karşılamadığı” gerekçeleriyle AİHS md. 10 ihlali olarak görmüştür.

Bu halde söylenebilir ki TCK md. 299’un sırf varlığı dahi sistemik bir problem teşkil etmektedir. Bunun anlamı, TCK md. 299 sebebiyle yapılacak her soruşturma ve/veya kovuşturmanın, mevzubahis ifadeler ne kadar ağır olursa olsun, hak ihlali yaratacak olmasıdır.

Doktrinde AİHM’in bu istikrarlı tutumu karşısında TCK md. 299’un “zımnen ilga” olup olmadığı tartışılmaktadır. Zımnen ilga argümanı şu şekildedir: Madem ki AİHM, TCK md. 299’u sistemik bir insan hakları problemi olarak görmektedir, Türkiye’deki soruşturma ve kovuşturma makamlarının bu hükmü dikkate alarak herhangi bir işlem yapmaması gerekir.

Zira AİHS, Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasında bulunan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” hükmü sebebiyle kanunlardan öncelikli olarak uygulanır.

Anayasa’nın 90. maddesinin ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarının[13] gösterdiği üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla Sözleşme’ye aykırı olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmiş olan hükümlerin hukukumuzda uygulanabilirliği yoktur, çünkü bu hükümler Anayasa Mahkemesi’nin ifadesiyle “zımnen ilga edilmiştir” (Neşe Aslanbay Akbıyık Başvurusu, B. No. 2014/5836, 16/4/2015, § 44)[14].

Buna rağmen TCK md. 299’dan yargılamalar yapılması ve ceza hükümleri kurulması hukuka aykırıdır.

  1. Cumhurbaşkanına hakaret suçunda dava nasıl açılır?

Cumhurbaşkanına hakaret suçu, hakaret suçundan farkı olarak takibi şikayete bağlı bir suç değildir, re’sen soruşturulur. Cumhurbaşkanına hakaret suçunun kovuşturulması TCK md. 299/f.3 gereğince Adalet Bakanının iznine tabidir. Soruşturma re’sen başlatılır, Adalet Bakanının izni[15] ile kovuşturma aşaması başlar.

Anayasa Mahkemesi 2009/38E. 03/06/2009 tarihli 2009/70 sayılı kararında bu izin şartını “…ülkenin politik çıkarları nedeniyle maddede düzenlenen suçtan dolayı soruşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı tutulmuştur. Adalet Bakanı’na tanınan bu yetki, yargısal değerlendirmeden ziyade Devlet ve toplum yararı açısından bir takdir yetkisinin kullanılmasıdır…” ifadeleriyle açıklamıştır[16].

  1. Suçu Sosyal Medya Üzerinden İşlemek Cezada Bir Değişiklik Yaratır Mı?

Cumhurbaşkanına hakaret suçunun alenen işlenmesi, nitelikli haldir. Suçun sosyal medya aracılığıyla işlenmesi aleni bir şekilde işlenmesidir, bu sebeple ceza altıda bir oranında artırılır.

  1. Cezayı Arttıran Nedenler Nelerdir?

Cumhurbaşkanına hakaret suçunun alenen işlenmesi cezayı arttıran bir nitelikli haldir. Aleniyetin gerçekleşmesi için birden fazla kişi tarafından görülmüş veya duyulmuş olması aranmaz, görülebilir ve duyulabilir olması aleniyetin oluşması için yeterlidir. Aleniyetin varlığı durumunda ceza altıda bir oranında artırılır.

  1. Cezayı Azaltan Nedenler Nelerdir?

TCK m. 299 da cezayı azaltan nedenlere ayrıca yer verilmemiştir nitekim uygun koşulların varlığı halinde hakaret suçunda uygulanan indirim halleri bu suç tipi için de uygulanabilir[17].

  1. Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu Adli Sicili Nasıl Etkiler?

Cumhurbaşkanına hakaret suçunda hapis cezasının yanı sıra cezanın adli para cezasına çevrilmesi, cezanın ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.

Bununla birlikte hapis cezası yerine para cezasının öngörülmesi de AİHM tarafından eleştiri konusu yapılmaktadır. AİHM’e göre “Yaptırımı mümkün olduğunca en ılımlı olan ceza bile, örneğin basit bir -sembolik bir euro- ödeme yükümlülüğü gibi (Mor v. Fransa, no. 28198/09, § 61, 15 Aralık 2011), yine de cezai bir yaptırım teşkil eder.”[18]

 

TCK md. 299 yargılaması sonucu bir yıl veya daha az bir hapis cezası verilecek olursa bu cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkündür, seçenek yaptırımlar arasında adli para cezası da bulunmaktadır[19]. Bu halde uygulamada asıl mahkumiyet hakimce belirlenen seçenek yaptırım olduğu kabul edilecektir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde beş yıllık bir denetim süresi öngörülür ve bu süre içinde kasten bir suç işlenmemesi halinde ilgili suç adli sicil kaydında kayıtlı kalmaz. Ancak Vedat Şorli kararında vurgulandığı üzere hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı hallerde dahi TCK md. 299’dan verilen ceza hükümleri hak ihlali yaratacaktır.

  1. Cumhurbaşkanına Hakaret Suçundan Mahkumiyet Memurluk Statüsünü Etkiler mi?

Kasten işlenen bir suç sebebiyle bir yıl ve üzeri hapis cezasına hükmedilen kişiler memuriyete kabul edilemezler.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu 48/f.5’te sayılan suç tipleri dışında kalan suçlar bakımından bir yıl ve üzeri süreli hapis cezası adli para cezasına çevrildiği an memur olmasında herhangi bir engel kalmaz.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu (“DMK”) md. 125/E-g’de “Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” memurluktan çıkarma sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu suçlar memuriyete engel suçlardır; bu suçlardan mahkumiyet kişinin memurluk statüsüne girmesine engel olacağı gibi memur sıfatını kaybetmesine de neden olacaktır.

DMK md. 48/A-5’te bir tanımı yapılmamakla beraber yüz kızartıcı suçlar gösterilmiştir. Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezası almak memurluktan çıkarılma ile sonuçlanacaktır. Kişinin Cumhurbaşkanına hakaret suçundan bir yıldan daha az hapis cezası alması memurluktan çıkarılmasına sebep olmazken bir yıl veya daha fazla süreli hapis cezası memuriyetten çıkarılmayı sonuçlayacaktır. Yargılama sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme kararı verilmiş olsa dahi bir yıl ve üzeri hapis cezasına çarptırılmış olma sebebiyle memuriyetten çıkarma gerçekleşecektir. Buna karşılık bir yıllık hapis cezasının seçenek yaptırımlara (örneğin adli para cezası) çevrilmesi halinde kişi memuriyetten çıkarılmaz.

 

  1. Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunda Gözaltı ve Tutukluluk Halleri

Gözaltı ve tutuklama ancak belli şartların gerçekleşmesi halinde uygulanabilecek koruma tedbirleridir. Bu tedbirler 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (“CMK”) düzenlenmiştir.

Gözaltı, soruşturma yönünden zorunlu olması ve bir suç işlediği şüphesini gösteren somut delillerin bulunması halinde, yakalanmış kişinin Cumhuriyet savcısının kararıyla belirli bir süre özgürlüğünün kısıtlanmasıdır[20]. Bu açıdan gözaltı suçun ve faillerin araştırılması bakımından zorunlu olmasına bağlıdır. Cumhurbaşkanına hakaret suçu bakımından çoğu defa bu zorunluluğun oluşmayacağı söylenebilir. Zira suç çoğu defa sosyal medya üzerinden ve kolaylıkla tespit edilebilir şekilde gerçekleşmektedir.

Tutuklama, suç işlediğine dair hakkında kuvvetli şüphe bulunan kişinin özgürlüğünün kesin hükümden önce hakim kararı ile geçici olarak kaldırılmasıdır[21]. Tutuklamanın hukuka uygun olması için kuvvetli suç şüphesi ve kanunda sayılan tutuklama sebeplerinden birinin bulunması gerekir. Tutuklama nedenleri ise kanunda şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması ile delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme; tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturan şüpheli/sanık davranışlarıdır. Delilleri yok etme ve tanıklar, mağdur veya başkaları üzerinde baskı kurma şartları bu suç tipi bakımından çok defa gerçekleşmeyecek koşullardır.

Bu koşullar dışında koruma tedbirlerinde her daim dikkat edilmesi gereken ilkelerden biri de ölçülülük ilkesidir. “İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.”hükmünü getiren CMK md. 100/f.1 de bu ilkeyi vurgulamaktadır.

İnsan haklarına saygı ilkesine ve AİHM içtihatlarına aykırılığı açık olan bu suç tipi bakımından hürriyeti kısıtlayıcı koruma tedbirlerinin uygulanması hukuka aykırı olacaktır. Öte yandan kovuşturulması Adalet Bakanlığının iznine tabi olan bu suçta soruşturma aşamasında tutuklama tedbirinin uygulanması kişileri hukuki belirsizlik içinde bırakacaktır[22].

OKAB Ekibi

info@oguzkara.av.tr

[1] Demir, Özge, Uygulamada Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ve İlgili Mevzuat, 2017, s.17. https://halitcelenk.org/sites/default/files/odul-alan-yapitlar/2018-birincilik-odulu-ozge-demir.pdf

[2] Doktrinde bu düzenleme kuvvetler ayrılığı ilkesi bakımından eleştiri görmekte, yürütmenin yargıya müdahalesi olarak değerlendirilmektedir.

[3] İhtilat, TDK sözlüğünde “karşılaşıp görüşme” şeklinde tanımlanmaktadır: https://sozluk.gov.tr/

[4] Demir, Özge, Uygulamada Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ve İlgili Mevzuat, 2017, s.28.

[5] Demir, Özge, Uygulamada Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ve İlgili Mevzuat, 2017, s.28.

[6] 26.06.2007 tarihli Artun ve Güvener/Türkiye, no. 75510/01 kararı buna örnek gösterilebilir. Dava konusu olay gerçekleştiği sırada Türkiye hala parlamenter sistemi benimsemiş bir ülkeydi.

[7] Akdeniz, Yaman ve Altıparmak, Kerem. TCK 299. Güncel hukuk dergisi, Ekim 2015 http://cyberrights.org.tr/docs/Guncel_Hukuk_TCK_299.pdf.

[8] Koca, Mahmut ve Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Baskı, Ankara, 2019, s. 472.

[9] Aktaran: Demir, Özge, Uygulamada Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ve İlgili Mevzuat, 2017, s.40.

 

[10] Bu ifade İngilizcede “A pressing social need”, Fransızca “un besoin social impérieux” kavramının çevirisidir.

[11] Akdeniz, Yaman ve Altıparmak, Kerem. TCK 299. Güncel hukuk dergisi, Ekim 2015 http://cyberrights.org.tr/docs/Guncel_Hukuk_TCK_299.pdf.

[12] TCK md. 299 uyarınca cezaya hükmedilen bazı ifadeler şu şekildedir:“Hırsız Katil Erdoğan”, “’Milyonları Evde Zor Tutuyoruz Dedik İnanmadınız”, “’Ceplerine duble yol yapmışlar”, “Kaza Değil, Katliam, Yüreğimiz Soma’da”, “’Deli, diktatör”, ‘Hitler’den Erdoğan’a Bir Yol Mu Var?’ başlıklı yazıda yer alan “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan ‘Sonunun pek iyi olmayacağı duygusuna kapıldığı anlaşılan ve ilk derdi çok yetkili bir devlet başkanı kimliğiyle cumhuriyetçi kazanımlardan geriye kalan son birkaç parçayı da gömerek Türkiye’yi yerle yeksan etmekte olan İslamcının, akli melekelerinin pek güvenilir olmadığı, emperyalist başkentlerin kayıtlarına girmiş sayılmalıdır” ifadeleri, “Emperyalizm Hitler’i meşrulaştırmaya şiddetle gereksinmektedir. Hitler halklar için kölelik, uluslararası, tekeller için özgürlüktür. Tıpkı Erdoğan gibidir.” Kaynak: Demir, Özge, Uygulamada Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ve İlgili Mevzuat, 2017, s. 72 ve devamı.

[13] Somut başvuru açısından, başvurucunun temel hak ve özgürlüklere dair uluslararası andlaşmaların kanun hükümlerine nazaran öncelikle uygulanacağı ve bu kapsamda Sözleşmenin ve AİHM içtihadının uyuşmazlığın karara bağlanmasında nazara alınması noktasındaki itirazlarının yargı mercilerince dikkate alınmadığı ve tartışılmadığı anlaşılmaktadır.” (Gülsim Genç Başvurusu, B. No. 2013/4439, 6/3/2014).

[14] Akdeniz, Yaman ve Altıparmak, Kerem. TCK 299. Güncel hukuk dergisi, Ekim 2015 http://cyberrights.org.tr/docs/Guncel_Hukuk_TCK_299.pdf.

[15] Özge Demir atıf yaptığımız eserinde, bu durumu şu ifadelerle eleştirmektedir: “Kanun koyucunun hangi melekeler ile söz konusu suçun soruşturulmasını Adalet Bakanlığı’nın iznine bıraktığını anlamak mümkün değildir, bu husus maddenin gerekçesinde de açıklanmamıştır. Zira kanun koruyucunun koruduğu hukuki değer, devletin tarafsız kişiliğinin temsiliyeti olan cumhurbaşkanlığı makamdır. Adalet bakanlığı ise, bir partinin temsilcisi ve yürütmenin parçası olarak siyasi bir kişiliktir. Kaldı ki, kanun koyucu Adalet Bakanlığı’na hangi kriterlere göre söz konusu suçun kovuşturulup kovuşturulmayacağına karar vereceklerini de belirlememiştir.”

[16] Akdeniz, Yaman ve Altıparmak, Kerem, Artun ve Güvener/ Türkiye Kararı İzleme Raporu, Aralık 2016 http://www.aihmiz.org.tr/files/Artun_ve_Guvener.pdf

[17] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Demir, Özge, Uygulamada Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ve İlgili Mevzuat, 2017, s. 87 ve devamı

[18] Vedat Şorli/Türkiye, No. 42048/19, 19.10.2021, §44

[19] Diğer seçenek yaptırımlar için bkz: TCK md. 50

[20] Şahin, Cumhur ve Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, C.1, 11. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara 2020, s. 299.

[21] Şahin, Cumhur ve Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, C.1, 11. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara 2020, s. 310.

[22] Demir, Özge, Uygulamada Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ve İlgili Mevzuat, 2017, s. 83.

Languages »