SAĞLIK OPERASYONLARINDA ORGANİZASYON KUSURLARI (MALPRAKTİS) – 18.05.2021 TARİHLİ ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

SAĞLIK OPERASYONLARINDA ORGANİZASYON KUSURLARI (MALPRAKTİS) – 18.05.2021 TARİHLİ ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi’nin 18.05.2021 tarihli ve 2018/1156 başvuru numaralı kararı hekim hatası (malpraktis) sebebiyle ölü doğum yapılması iddiasıyla görülen davanın süresinin uzunluğu ve sağlık operasyonunun organizasyon kusurları ile ilgilidir. Davalarının süresinin uzun olması, yargılamanın uzun bir zaman dilimine yayılmış olması makul sürede yargılanma hakkını ihlal edebilmektedir. Konuyla ilgili önemli tespitler içeren bu kararı yazımızda özetliyoruz.

 

 

  1. Başvuru Konusu

 

Başvurucu Adem Aydın ve Zübeyda Aydın (“Başvurucular”) tarafından Anayasa Mahkemesi (“AYM”) başvurusuna konu davanın temeli tıbbi ihmal ve organizasyon kusuru neticesinde ölü doğum yapılmasıdır. AYM başvurusunda, malpratis iddiasıyla açılan tazminat davasında yargılamanın uzun sürmesi, dolayısıyla makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği ve söz konusu davanın eksik incelemeyle reddedilmesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddia edilmektedir.

 

  1. Olayın Özeti

 

Başvurucu Zübeyda Aydın hamileliğinin son haftalarında iken (39. hafta), beyanına göre kendisine öngörülen doğum tarihi 26.09.2009 tarihi olarak belirtilmekle birlikte, 16.09.2009 tarihinde saat 17.00-18.00 sularında gebelik sürecinin takibinin yapıldığı özel hastaneye su gelmesi ve ağrı şikâyeti ile başvuruda bulunmuştur. Aynı tarihte belirtilen hastanede gerçekleştirilen sezaryen sonucunda bebek ölü doğmuştur.

 

Akabinde olayla ilgili olarak 10. Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğünce yapılan idari soruşturma neticesinde, Gebze Cumhuriyet Başsavcılığına 01.07.2011 tarihinde bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan ihbarda bulunulmuştur.

 

Cumhuriyet Başsavcılığı hastaneden hamilelik ve doğum sürecine ilişkin olarak tıbbi belgeleri talep ederek, ATK raporu temin ederek, müşteki ve şüphelilerin ifadesini almıştır. Neticesinde 31.05.2011 tarihinde doktor, hemşire ve başhekim hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan kamu davası açılmıştır.

 

Yargılama Gebze 2. Asliye Ceza Mahkemesi (“Ceza Mahkemesi”) tarafından gerçekleştirilmiştir. Ceza Mahkemesi, 11.07.2012 tarihinde sanıkların kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle beraatlerine karar vermiştir.

 

Başvurucular bu defa Zübeyda Aydın’a normal sancısı varken suni sancı verilmesini bebeğin kaldıramadığını, aciliyet arz eden bu durumda ameliyathanenin hazırlanmasını ve anestezi uzmanının gelmesini beklemek zorunda kaldıklarını, bu yanlış müdahale ve gecikme nedeniyle bebeğin hayatını kaybettiğini, hastanede anestezi uzmanı bulundurulmaması nedeniyle yaşanan gecikmeden başhekimin sorumlu olduğunu, Adli Tıp Kurumu (“ATK”) raporunun bu hususların değerlendirmeye alınıp tartışılmadan eksik incelemeyle varılmış bir tespit içerdiğini ileri sürerek kararı temyiz etmiştir. Ceza Mahkemesi kararı Yargıtay 12. Ceza Dairesince onanmıştır.

 

Başvurucular, geç müdahale ve hastanenin sorumluluğunu yerine getirmemesi sonucu bebeklerini kaydettiğini belirterek ayrı ayrı 50.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Başvurucuların tazminat talepleri de Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (“Hukuk Mahkemesi”) tarafından reddedilmiştir ve Hukuk Mahkemesi kararı Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 09.11.2017 tarihli kararı ile onanmıştır.

 

Son olarak başvurucular, 02.01.2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

 

  1. Hukuki Meseleler

 

  • Makul Sürede Yargılanma Hakkı

 

Başvurucuların açtıkları tazminat davası ile ilgili makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvuruda bulunmuşsa da AYM, başvuru yollarının tüketilmemiş (Tazminat Komisyonuna başvurulmamış) olması nedeniyle başvurunun kabul edilemezliğine karar vermiştir.

 

  • Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkı

 

Anayasanın 17. maddesinde kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı güvence altına alınmıştır.

 

Anayasa madde 17/1: “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”demektedir.

 

AYM, ceninin hukuki ve tıbbi durumu dikkate alındığında ceninin anne ve babanın maddi ve manevi varlığından ayrı düşünülemeyeceğine, dolayısıyla başvurunun anne ve babanın maddi ve manevi varlığının korunması kapsamında incelenmesi gerektiğine karar kılmıştır.

 

Diğer yandan Anayasa’nın “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” kenar başlıklı 56. maddesinin üçüncü fıkrası şu şekildedir:

 

“Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.”

 

AYM, başvurucuların hukuki nitelendirmeleri ile bağlı olmayıp işbu hukuki tavsifler doğrultusunda inceleme yapmıştır.

 

 

  1. Hukuki Değerlendirme

 

Başvurucular temel olarak hatalı tıbbi müdahale yapıldığı ve anestezi doktorunun yokluğu -organizasyon kusuru- nedeniyle geç müdahale edilmesi nedeniyle bebeklerinin ölümüne yol açıldığını iddia ederek hatalı değerlendirmeyle Hukuk Mahkemesi ve üst mercii tarafından tazminat taleplerinin haksız şekilde reddedildiğini öne sürmektedir.

 

Hukuk Mahkemesi, olay hakkında görülen ceza yargılamasının sonuçlanmasını beklemiş; sonrasında ise ATK’dan kusur tespitine dair raporu temin etmiştir. Hukuk Mahkemesi, ceza yargılaması neticesinde verilen kararı göz önünde bulundurmak suretiyle ölüm olayında sağlık personelinin kusuru bulunmadığına hükmederek başvurucuların tazminat taleplerini reddetmiştir. Hukuk Mahkemesi gerekçe olarak ile oluşan arazın yapılan operasyon nedeniyle olmadığı, kordon dolanmasının öngörülmez ve önlenemez olduğu, yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu ve davalı tarafa atfı kabil kusur bulunmadığını ileri sürmüştür. Ancak başvurucuların en başından beri iddia ettiği hususlar çerçevesinde hiçbir gerekçe ya da açıklamaya yer verilmemiştir.

 

Oysaki İl Sağlık Müdürlüğü ve Tabip Odası tarafından yapılan tespitler neticesinde “yapılan vaka incelemesi neticesinde bebeğin çocuk kalp sesleri bozulduktan sonra ameliyata alınma süresinin uzadığı, bu durumda nefessiz kalan bebeğin yaşam şansını azaltmış olduğu” kanaatine varılmıştır.

 

Özetle; Hukuk Mahkemesi kararında hatalı olarak suni sancı verilmesi ve anestezi doktorunun bulunmamasının bebeğin ölümüne etkisi olduğuna ilişkin uyuşmazlığın esası bakımından etkili olan bu iddiaların araştırıldığına ve söz konusu iddialara itibar edilip edilmediğine dair herhangi bir gerekçe ve açıklamaya da yer vermeden, yani başvurucuların talep ve iddialarına ilişkin yeterli araştırma ve değerlendirme yapmadan, otomatik olarak Ceza Mahkemesi kararını esas alarak davanın reddine karar vermiştir.

 

  1. Sonuç

 

Anayasa ile kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı koruma altına alınmış olup işbu maddenin amacının bireylerin maddi ve manevi varlığına ilişkin olarak yapılabilecek keyfi müdahalelerin önlenmesi olduğunu söylemek gerekir.

 

İlgili madde bireyleri gerek kamusal yetkilere haiz kişilerce gerekse özel kişilerin olası müdahalelerine karşı koruma amacı taşımaktadır. Öyle ki bu konuda devletin pozitif bir yükümlülüğü bulunmaktadır. Sağlık hizmetleri ister devlet ister özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, her halükarda gerekli tedbirlerin alınması devletin sorumluluğunda olup önem arz etmektedir.

 

Kişilerin başvurusuna istinaden mahkemeler tarafından olayların oluşuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi yargısal makamlara tanınan bir görevdir. AYM bilirkişi raporlarının doğruluğu hakkında fikir yürütmekle görevli olmasa da yerine getirmekle yükümlü olduğu ve somut olaya göre değişebilen bazı usuli yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu sebepledir ki özellikle mahkeme kararlarında gerekçe, ayrıntılı, açık, somut ve nesnel verilerle destekli olmalıdır. Aksi halde mahkemelerin keyfi uygulamalarına rastlanması mümkün olacaktır ki bu da bireyin kanun yoluna etkili bir başvuru hakkının olamayacağı sonucunu doğurur.

 

Esasa ilişkin olarak değerlendirme yapmak gerekirse, bir tedavi sırasında ya da sonrasında her zaman hasta için istenmeyen bir sonucun meydana gelme ihtimalinde, hasta öncesinde ivedilikle bilgilendirmelidir. Ek olarak bir mesleğin hassas ve belli riskleri içeriyor olması, ortaya çıkan tüm risklerin hukuki sorumluluk dışında olduğu anlamına da gelmemelidir.

 

Sonuç olarak; söz konusu ATK Raporu’nu mutlak doğru olarak hükme esasa alan Hukuk Mahkemesi’nin, başvurucuların iddia ve talepleri hakkında Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özen ve derinlikte inceleme yapmadan ve kararın gerekçesinde dahi yer vermeden otomatik olarak reddetmesi hukuka uygun olmamıştır.

 

Makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmeyen Hukuk Mahkemesi, Anayasa’nın kendisine yüklediği pozitif yükümlülüğü yerine getirmeyerek başvurucuların maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını ihlal etmiştir. Bu durumda ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında başvurucuların hukuki yararı olduğundan Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.

 

Başvurucuların tazminat talebi ise ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

 

Av. Oğuz Kara (kara@oguzkara.av.tr)

Oğuzhan Bulan

 

Languages »

Bu internet sitesinde dolaşmaya devam etmek için çerez politikamızı kabul etmeniz gerekmektedir. Daha fazla bilgi

The cookie settings on this website are set to "allow cookies" to give you the best browsing experience possible. If you continue to use this website without changing your cookie settings or you click "Accept" below then you are consenting to this.

Close