SAĞLIK MÜDAHALELERİNDE AYDINLATILMIŞ ONAM VE ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜ (MALPRAKTİS) – 18.05.2021 TARİHLİ ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

SAĞLIK MÜDAHALELERİNDE AYDINLATILMIŞ ONAM VE ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜ (MALPRAKTİS) – 18.05.2021 TARİHLİ ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi’nin 18.05.2021 tarihli ve 2018/15323 başvuru numaralı kararı ölümle sonuçlanan sağlık operasyonlarıyla ilgili olarak sağlık kurumu tarafından gerekli dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediğiyle ilgilidir. Konuyla ilgili önemli tespitler içeren bu kararı yazımızda özetliyoruz.

 

  1. Başvuru Konusu

 

Başvucurular (S.F. yakınları), SF’nin merdivenden düşmesi sonucu yaşadığı ağrılar akabinde ameliyata alındığını, ameliyat öncesi sağlıklı olan S.F.’nin genç yaşta solunum yetmezliğinden öldüğünü, sağlık hizmeti sunumunda sağlık görevlileri tarafından gereken özenin gösterilmediği sebebiyle ölüm olayının gerçekleştiği, gereken onayların alınmadığı gerekçesiyle tıbbi ihmalin söz konusu olduğunu iddia ederek tazminat davası açmıştır.

 

Başvuru konusu, tazminat davasının reddedilmesi üzerine (i) yaşam hakkının ihlal edildiği, (ii) makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına yöneliktir.

 

  1. Olayın Gelişimi

 

Merdivenden düşme sonucu oluşan ağrılarının şiddetlenmesi üzerine S.F. (14), sağlık kurumuna götürülmüştür. Kendisine odontoid kırığı (omurga kemiği çıkıntısı) teşhisi konulmuştur. Ameliyatın kabul edilmemesi üzerine S.F., ondontoid kırığı ve atlantoaksiyel dislokasyon (boyun hareketlerinin engellenmesi) tanısı ile Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahisi Kliniği’ne 10.07.2007 tarihinde yatılı tedaviye alınmıştır.

 

Beyin Cerrahisi Kliniği’nde S.F. için ameliyat kararı alınmıştır ve ameliyatta kullanılacak titanyum malzemesinin temini süresince S.F. eve istirahat etmek üzere gönderilmiştir. Ameliyat için gereken malzemenin temin edilmesiyle 25.09.2007 tarihinde S.F. ameliyata alınmıştır. Ameliyat öncesinde S.F.’nin ağabeyine Bilgilendirilmiş Hasta İzin Formu imzalatılmıştır (Formda tarih 23.09.2007 olarak belirtilmiş olmakla birlikte başvurucular gerçek tarihin 23.07.2007 olduğunu iddia etmektedir).

 

Ameliyat sonrası S.F. solunum zorluğu nedeniyle yoğun bakıma alınmıştır. Yapılan muayenelerde ameliyat ile yerleştirilen titanyum telin gevşediği tespit edilmiş ve 02.10.2007 tarihinde S.F. yeniden ameliyata alınmıştır. İkinci ameliyat öncesi ağabeyine doktor tarafından bilgi verilmiş ve 01.10.2007 tarihli Bilgilendirilmiş Hasta İzin Formu imzalatılmıştır.

 

İkinci ameliyat sonrasında solunum cihazına bağlanan S.F. yoğun bakıma kaldırılmış, 06.08.2008 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

 

  1. Hukuki Süreçler

 

Ankara Valiliği tarafından 09.01.2009 tarihinde S.F.nin ölümü hakkında inceleme başlatılmıştır.

 

Ankara Valiliği, tedavi sürecinde yer alan doktorlar hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Başvurucular, karara itiraz etmiştir. İtiraz, Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.

 

Akabinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili doktorlar hakkında görevi kötüye kullanma suçu isnadıyla başlatılan soruşturma, Ankara Valiliği’nin işlemi sebebiyle işlemden kaldırılmıştır.

 

Bu defa 30.07.2009 tarihinde başvurucular, gereken özenin gösterilmemesi, hatalı işlem yapılması, operasyon öncesi gereken izinlerin alınmaması suretiyle S.F.nin ölümüne sebebiyet verildiğini iddia ederek uğradıkları maddi ve manevi zararlar sebebiyle Sağlık Bakanlığı’na başvurmuştur. Sağlık Bakanlığı başvuruyu, hizmet kusuru olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Buna istinaden başvurucular 13.11.2009 tarihinde tam yargı davası açmıştır. Ankara 4. İdare Mahkemesi (“Mahkeme”) nezdinde görülen davada; uyuşmazlığın sonuca bağlanabilmesi adına hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu gözetiminde bilirkişi heyeti incelemesi yapılmıştır.

 

Bilirkişi raporunda S.F.’nin ölüm sebebi hakkında kesin bir kanaate varılamadığından, kesin ölüm sebebi ile uygulanan tedavi arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunda düzenlenen otopsi raporu, hasta müşahade dosyası ve adli tahkikat evrakının Adli Tıp Kurumu (“ATK”) Başkanlığı ilgili İhtisas Kuruluna gönderilerek oradan görüş alınması uygun olacağı uygun görülmüştür.

 

Mahkeme yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde otopsi ve tıbbi belgeler doğrultusunda kişinin ölümünün atlanto aksiyal dislokasyon, servikal omurilik hasarı ve bu bağlı tetrapleji, yatalak kalma ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğuna karar vererek yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Gerekçeli kararda ise idarenin ağır hizmet kusurunun somut olayda mevcut olmadığını ileri sürmüştür.

 

Başvurucular kararı temyiz etmişse de temyiz talepleri Danıştay tarafından reddedilmiştir. Karar düzeltme talebi de aynı daire tarafından reddedilmiştir.

 

Başvurucular 16.05.2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

 

  1. Hukuki Meseleler

 

  • Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin Olarak

 

Başvurucuların açtıkları tam yargı davası ile ilgili makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvuruda bulunmuşsa da Anayasa Mahkemesi (“AYM”), başvuru yollarının tüketilmemiş (Tazminat Komisyonuna başvurulmamış) olması nedeniyle başvurunun kabul edilemezliğine karar vermiştir.

 

  • Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin Olarak

 

Başvurucular; sağlık hizmetinin sunumunda sağlık görevlileri tarafından gereken özenin gösterilmemesi nedeniyle ölümün meydana geldiğini belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.

 

Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

 

“Herkes, yaşama … hakkına sahiptir.”

 

Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 

“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

 

Yaşam hakkının niteliği gereği, ölen kişinin mağdur yakınları tarafından başvuru yapılabilecek olup başvuru ehliyeti somut olay bakımından tamdır. Bu hususta inceleme yapılması hukuka uygun ve kabul edilebilir niteliktedir.

 

  1. Hukuki Değerlendirme

 

Anayasa ile kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı koruma altına alınmış olup işbu maddenin amacının bireylerin maddi ve manevi varlığına ilişkin olarak yapılabilecek keyfi müdahalelerin önlenmesi olduğunu söylemek gerekir.

 

İlgili madde bireyleri gerek kamusal yetkilere haiz kişilerce gerekse özel kişilerin olası müdahalelerine karşı koruma amacı taşımaktadır. Öyle ki bu konuda devletin yalnızca negatif yükümlülüğü değil, pozitif bir yükümlülüğü bulunmaktadır. Madde, Anayasa’nın 5. Maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde devlet için bir takım ödevler barındırmaktadır.

 

Sağlık hizmetleri ister devlet ister özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, her halükarda gerekli tedbirlerin alınması devletin sorumluluğunda olup önem arz etmektedir.

 

Kişilerin başvurusuna istinaden mahkemeler tarafından olayların oluşuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi yargısal makamlara tanınan bir görevdir – bu noktada devlet, elindeki tüm imkânları kullanarak etkili idari ve yargısal tedbirleri almalıdır. Etkili bir yargısal sistem kurma, mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgli hukuki yolların açık olması ile yerine getirilebilir.

 

AYM bilirkişi raporlarının doğruluğu hakkında fikir yürütmekle görevli olmasa da yerine getirmekle yükümlü olduğu ve somut olaya göre değişebilen bazı usuli yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu doğrultuda başvuru yollarının sadece hukuken mevcut olması yeterli değildir. Başvuru yollarının aynı zamanda etkili de olması gerekir.

 

  1. Sonuç

 

Mahkeme incelemesi sırasında ATK raporu talep etmiştir. ATK tarafından sunulan raporda; ölümün omurilik hasarı ve buna bağlı tetrapleji, yatalak kalma ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, S.F.’nin nörolojik muayenesinde omurilik zedelenmesi belirtilerinin mevcut olduğu, bu tür hastalarda ameliyat sırasında nörolojik kötüleşme beklenebileceğinin tıbben bilindiği, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu ifade edilmiştir. Nihayetinde Mahkeme bu raporu gözeterek davanın reddine karar vermiştir.

 

Yargılama sürecine bakıldığında, S.F.nin rahatsızlanma sebebi, tedavi süreci, ameliyata ilişkin izinler, ameliyat süreci ve ölüm sürecine ilişkin olarak ilgili tedavi sürecinin nitelenmesi, bilirkişi raporu alınması ve ilgili belgelerin temini suretiyle detaylı, özenli, olması beklenen makul titizlikle değerlendirme ve inceleme yapıldığı görülmektedir. Nitekim temyiz aşamasında gerekli belgeler temin edilerek gerekçe ile kararın onandığı görülmüştür. Ret hükmüne bilirkişi raporunun tıbbi belgelerin aktarımına ilişkin olarak detaylı inceleme içerdiği de göz önüne alınarak; riskli ameliyat türlerinden olan operasyon sonucu S.F.’nin tıp kurallarına uygun müdahalelere rağmen hayatını kaybettiği sonucuna varılarak nihai sonuca varılmıştır.

 

Açıklanan gerekçelerle AYM tarafından, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle araştırma yapıldığından bahisle yaşam hakkının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

 

Av. Oğuz Kara (kara@oguzkara.av.tr)

Oğuzhan Bulan

Languages »

Bu internet sitesinde dolaşmaya devam etmek için çerez politikamızı kabul etmeniz gerekmektedir. Daha fazla bilgi

The cookie settings on this website are set to "allow cookies" to give you the best browsing experience possible. If you continue to use this website without changing your cookie settings or you click "Accept" below then you are consenting to this.

Close