MOTORLU ARAÇ KAZALARI (SORU&CEVAP)

MOTORLU ARAÇ KAZALARI (SORU&CEVAP)

Motorlu araçların yaygın kullanımı özellikle İstanbul gibi insan ve araç trafiğinin yoğun olduğu şehirlerde yüksek sayılarla trafik kazalarına neden oluyor. Maddi ve manevi zararlar, bedensel yaralanmalar, iş gücü kayıpları, ölümler, araç değer kayıpları gibi birçok farklı sonucu olabilen trafik kazalarının hukukun birçok dalına bakan yönleri bulunuyor. En nihayetinde bir haksız fiil olması sebebiyle haksız fiil hukukunun, sigorta yönüyle sözleşmeler, tüketici ve ticaret hukukunun kesişim alanında bulunan çok yönlü hukuki sorunlar karşımıza çıkıyor. Bu yazıda trafik kazalarının hukuku nasıl ilgilendirdiği, hangi hukuk kurallarına ve rejimine tabi olduğunu açıklamak istiyoruz. Yazımızda okuma rahatlığını düşünerek soru-cevap yöntemini tercih ettik.

 

1.İkinci el otomobil satışları yapılmadan önce çoğu defa aracın hasar durumuna dair ekspertiz raporu alınır. Raporun alınması zorunlu mudur, alınmadan satış yapılmasının ne gibi sonuçları var? Raporda araç hasarsız görünmesine rağmen sonradan bir hasar ortaya çıkarsa alıcı ekspertiz hizmetini veren kuruluşa karşı ne gibi haklara sahip olur?

 

İkinci el otomobil satışlarında 30331 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik (“Yönetmelik”) satıştan önce aracın durumu hakkında ekspertiz raporu alınmasını öngörmüştür.

Yönetmelik md.14’e göre sekiz yaşının üzerinde yahut 160 bin km’nin üzerindeki araçlar için ekspertiz raporu alınması zorunlu değildir. Bu araçlar haricinde satışlarda ekspertiz raporu alınması gerekmektedir. Belirtelim ki yönetmelik seviyesinde getirilen bu zorunluluğa uyulmaması sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurmaz. Uygulamada noterlikler de alıcı ve satıcı kabul ettiği sürece ekspertiz raporu olmasa da gerekli işlemleri yapmaktadırlar. Öyle ki Türkiye Noterler Birliğinin ve Noterlerin Yükümlülükleri başlıklı Yönetmelik md. 21/f.2-e, satış sırasında ekspertiz raporu ibraz edilmemesi durumunda, bu belgenin ibraz edilmediği hususu ile satış anında taşıtın kilometresine ilişkin alıcı ve satıcı taraf beyanının alınması gerekliliğini düzenlemektedir. Noterlerin bu hükme uygun hareket etmesi gerekmektedir.

Yönetmelik md. 14 uyarınca TSE hizmet yeterlilik belgesine sahip ekspertiz işletmesi bulunmayan illerde faaliyet gösteren işletmeler hariç olmak üzere, ikinci el otomobil veya arazi taşıtı satışı yapan işletme tarafından, satışın yapıldığı tarihten önceki üç gün içinde ekspertiz raporu alınır. Ekspertiz raporu, ilgili standarda göre verilen TSE hizmet yeterlilik belgesi bulunan ekspertiz işletmeleri tarafından düzenlenir. Üç nüsha düzenlenen raporun iki nüshası satıcı işletmeye verilir.

Her ne kadar hukuken mümkün olsa da eksper raporu alınmadan satış sözleşmesi yapmak alıcı için bazı önemli sonuçlar doğrubilir. Ekspertiz raporu alıcının olası bir ayıp durumunda iddia edeceği haklar için oldukça güçlü bir dayanak oluşturur. Ayrıca rapor sayesinde alıcı ayıptan doğan haklarını kullanabilmesi için gerekli inceleme külfetini yerine getirmiş sayılır. Rapor alınmadan satış yapılınca alıcının bu külfetleri yerine getirdiğini ispat etmesi zorlaşacaktır.

Eksper raporu alınmışsa ekspertiz işletmesine de istemler yöneltilebilmesi mümkün olacaktır.

Yönetmelik md. 14/f.5 “Ekspertiz işletmesi, ekspertiz raporundaki bilgilerin taşıtın gerçek durumunu yansıtmamasından sorumludur.” hükmünü getirmektedir.

Ekspertiz işletmesi ekspertiz raporunda bulunması gereken bilgilerden, bu bilgilerin gerçek durumu yansıtmamasından sorumludur. Raporda bulunması gereken asgari unsurlar Yönetmelik md. 14/f.4’te belirlenmiştir. Bu hükümde Türk Standartları Enstitüsü tarafından belirlenen diğer unsurlara atıf yapılmaktadır. Raporun teknik içeriği ağırlıkla bu unsurlardan oluşmaktadır.

Yönetmelik md. 14/f.5’te görüldüğü üzere araçtaki her ayıptan ekspertiz kuruluşunu sorumlu tutmak mümkün değildir. Ekspertiz kuruluşunun sorumluluğu mevzuat uyarınca eksper raporuna girmesi gereken unsurların gerçeği yansıtmaması olgusuyla sınırlıdır.

Ekspertiz işletmesi ile satıcının sorumluluğu, eğer bu kişiler birlikte borç altına girme iradesi göstermemişse müteselsil değildir. Uğranılan zarardan ötürü her iki kişiye kendi sorumlu oldukları kısım için başvurabilir.

Ekspertiz işletmesi araçta ortaya çıkan ayıpların kendi sorumluluğunu doğurmadığını, raporun gerçek durumu yansıttığını, araçtaki sorunun alıcının aracı kullanması sonucu ortaya çıktığını iddia edebilir. Alıcı, ekspertiz işletmesinin sorumluluğa temel olacak olguları ispat etmek durumundadır. Ekspertiz raporunda bulunan bilgilerin gerçeği yansıtmadığı, ayıbın rapor alınırken mevcut olduğunu buna rağmen raporda bildirilmediği yahut yanıltıcı şekilde bildirildiğini ispat etmelidir.

Bu konuda bir Yargıtay kararı dikkat çekicidir. Olayda ekspertiz raporu alınarak 52 bin TL bedelle satış sözleşmesi yapılmıştır. Raporda aracın hasarsız olduğu belirtilmiştir. Alıcı sonradan Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi Kurumu verilerini kullanarak bilgi veren 5664 numaralı sistem üzerinden yaptığı TRAMER hasar kaydı sorgulamasında, aracın 30.455,00 TL bedelli ağır hasar kaydı olduğunu öğrenmiştir. Bunun üzerine hem satıcıya hem de ekspertiz kuruluşuna karşı zararının tazmini için dava açmıştır. Yerel mahkeme davayı kabul etmiş, hem satıcıyı hem eksperi sorumlu tutmuştur. Ancak Yargıtay eksperin sorumluluğunun yeterli şekilde gerekçelendirilmediğini ifade ederek kararı bozmuştur. Bu kararda da görülmektedir ki alıcı eksperin sorumluluğunu iddia ederken, raporun gerekli şekilde düzenlenmediğini açık bir şekilde ortaya koymak, ispat etmek zorundadır.

Bu arada belirtmek gerekir ki ekspertiz işletmelerinin satıcıyla birlikte bilerek yanıltıcı rapor düzenlemeleri halinde durum artık ceza hukukunu da ilgilendirir. Bu bağlamda satıcı ve raporu düzenleyenin dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından sorumluluğu da gündeme gelebilmektedir.

 

2. Kasko sigortası ve trafik sigortası farkı nedir? Aracına kusurlu bir şekilde çarpılan kişinin ne gibi hakları vardır?

 

(i) Trafik sigortası zorunludur, kasko ise isteğe bağlıdır.

 

(ii) Trafik sigortası, eğer poliçe sahibi hatalıysa karşı tarafın kazadan kaynaklanan maddi ve bedensel zararlarını karşılayacak bir sorumluluk sigortasıdır. Yani trafik sigortası, karşı tarafın mağduriyetini baz alır ve esasen onu koruma amacını taşır. Trafik sigortasının zorunlu tutulmasının sebebi budur. Trafik, yazımızın başında da açıkladığımız gibi kişiler için bir risk kaynağıdır. Risk gerçekleşip kişiler zarara uğradıklarında, trafik sigortası mağdurların zararlarının tazmin edileceğine dair bir güvence sağlar.

 

(iii) Kasko ise poliçe sahibinin mağduriyetini önlemeye odaklanır. Hatta poliçe kapsamına göre araçtaki diğer kişiler, trafik sigortası limiti yetmemesi halinde karşı araç ve üçüncü şahıslar da teminat kapsamında değerlendirilebilir. Kasko teminatı kapsamındaki zararlar nedeniyle poliçe sahibi sigorta şirketine başvurabilir.

 

(iv) Kasko; aracın yanması, çalınması, çalınmasına teşebbüs edilmesi veya kaza sonucu oluşabilecek zararlara kadar ayrıntılı bir güvence planı sunar. Bunun yanında poliçe kapsamına göre ek hizmet ve teminatlarla sunulan kolaylıklar, güvenli yolculuklar için ihtiyaç duyulan şeyler baz alınarak oluşturulur.

 

(v) Kasko teminatları, poliçe sahibini ve aracın güvenliğini koruma altına alır. Trafik sigortası ise sadece yaşanacak kazada devreye girer.

 

(vi) Trafik sigortasının limitlerini Hazine Müsteşarlığı belirler. Devletin Zorunlu Trafik Sigortası için belirlediği limitler, karşı tarafa verilen hasarın tümünü karşılamıyorsa sigortalı geri kalan hasar masrafını cebinden öder. Kaskoda ise poliçe kapsamını, ihtiyaçlarına göre sigorta sahibi belirler.Yani kasko için karşıdaki sürücüye karşı duyulan sorumluluğun önemi kadar, poliçe sahibinin mutluluğu da önemlidir.

 

(vii) Trafik kazaları sonucu haksız ve hukuka aykırı olarak maddi veya bedeni zarara uğrayan kişilerin, sigortalardan kaynaklı tazminat taleplerinde ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların çözümü amacıyla Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketler Birliği çatısı altında İstanbul’da Sigorta Tahkim Komisyonu faaliyete geçirilmiştir. Tahkim Komisyonu sayesinde mahkemelerin yükünün azaltılacağı, süreçlerin hızlandırılacağı düşünülmüştür. Gerçekten de tahkim sisteminin mahkemelerin yükünü hafifletip süreci hızlandırdığı söylenebilir. Ancak tahkim sistemi bu faydayı sağlarken bazı dezavantajlar da doğurmaktadır. Bu durumu özellikle detaylı inceleme gerektiren uyuşmazlıklarda görmekteyiz. Yapılan incelemenin ivedi ve sınırlı olması hak kazanılan tazminatın tümünün kazanılamamasına sebep olabilmektedir. Bu sebeple detaylı inceleme gerektiren uyuşmazlıklarda süreçler uzun olmasına rağmen mahkemelerde dava açmak daha avantajlı olabilmektedir. Bazen ise bu sakıncaların olmadığı, tahkimin hıza dayalı sisteminin avantajlı olduğu uyuşmazlıklara karşılaşabilmekteyiz. Bu bağlamda gidilecek hukuk yolunun seçilip planlanması her somut vakanın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerekir.

 

(viii) Diğer bir mesele ise kaza sonucu araçta oluşacak değer kaybıdır. Trafik kazası sonucunda araçlarda meydana gelen maddi hasarlar sigorta poliçelerinden karşılanmaktadır. Kaza sonucunda kaza yapan aracın onarımı yapılmasına rağmen aracın satışında piyasa değeri düşmektedir. Örneğin; kaza öncesi aracın değeri 80.000-TL iken kaza sonrası aracın hasar kaydı bulunmasından dolayı aracın daha düşük bir fiyata satılması nedeni ile aradaki fiyat farkı araç değer kaybıdır.

 

Karşı tarafın kusuruyla trafik kazası sonucunda aracının satış fiyatı düşen mağdur araç değer kaybı tazminatı isteyebilir. Bu tazminatın tutarı ise hasarın niteliğine, aracın üretim yılına, marka, model ve kilometresine göre değişiklik göstermektedir.

 

Sigorta şirketleri genelde değer kaybına ilişkin talepleri poliçe teminatı kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddetmektedirler. Ancak değer kaybı tazminatı talepleri Yargıtay kararları da dikkate alındığında sigorta poliçesi teminatı kapsamındadır. Bu doğrultuda trafik kazasından sonra sigorta şirketlerine değer kaybı başvurusu da yapılmalıdır.

 

3. Bazı kazaların gerçekleşmesinde tek faktör sürücüler değildir. Örneğin olun durumu, yolun bakım durumu etkili olabilmektedir. Trafik kazaları sebebiyle meydana gelen zararlardan idarenin sorumluluğu olabilir mi?

 

Karayolunun bozuk ve hasarlı olması nedeniyle, gerekli bakımın yapılmamış olması nedeniyle meydana gelen maddi ve bedensel zararlı trafik kazalarında idarenin tazminat sorumluluğu vardır.

Yolların bakımından ve genel durumundan sorumlu olan idarenin tespit edilmesi önemlidir.

Kaba bir ayrımla şehir içi yollarda belediyelerin şehirler arası yollarda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluğu olduğu söylenebilir.

İdarenin sorumluluğuna gidilirken kritik nokta idarenin bakım yükümlülüğünün ihlali ile kaza arasında nedensellik bağını ispat etmektir.

İdarenin hizmet kusurundan kaynaklanan trafik kazalarında, ortaya çıkan zarara göre maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulabilir. Trafik kazası nedeniyle talep edilebilecek maddi tazminat kalemleri;

 

(i) Kazaya karışan araçta oluşan ve sigorta şirketinden tahsil edilemeyen maddi zarar,

 

(ii) Ortaya çıkan bedensel zarar nedeniyle tedavi masrafları,

 

(iii) Organ veya işgücü kaybının hayat boyu yol açacağı gelir kaybı,

 

(iv) Ölüm meydana gelmişse, ölenin yakınları için destekten yoksun kalma tazminatıdır.

 

Önemle belirtilmesi gerekir ki karayollarının bozuk ve hasarlı olmasından ötürü meydana gelen kazalarından ötürü idareye karşı açılacak davalarda görevli mahkemenin hukuk mahkemeleri olduğu kabul edilmektedir. Bu konuda yargı kararlarında görevli mahkemelerin idare mahkemeleri olması gerektiği görüşü de savunulmaktaydı, ancak gelinen noktada yargı kararlarındaki kabul bu davaların hukuk mahkemelerinde görüleceğidir. Esasen idarenin hizmet kusuruna ve idare hukukundaki idarenin sorumluluğu teorisine tam da uygun düşen bu davaların idare mahkemelerinde görülmesi gerektiği kanısındayız.

Anayasa Mahkemesi maddi niteliği itibarıyla idari yargının görevine giren uyuşmazlıkların adli yargı yerlerinde görüleceğini öngören kanunların anayasaya uygunluğunu değerlendirmektedir. Anayasa Mahkemesi burada kamu yararı kıstasını kullanmaktadır. Kanımızca karayollarının bakımındaki eksiklikten doğan davaların adli yargı yerlerinde görülmesinde üstün bir kamu yararı mevcut değildir.

 

4. Trafik kazası sebebiyle bedensel yaralanmaya maruz kalan kişilerin ne gibi talepleri olabilir?

 

Yaralanmalı trafik kazası tazminat davası, yaralanan kişinin tazminat sorumlularına karşı açtığı bir maddi ve manevi tazminat türüdür. Yaralanan kişinin yakınları maddi tazminat talebinde bulunamazlar, sorumluluk hukukumuzda geçerli yansıma zararın tazmin edilmemesi ilkesi buna müsaade etmemektedir. 6698 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) md. 56/f.2 yaralanan kişi ağır bedensel bir yaralanma veya uzuv kaybına maruz kalmışsa; yaralanan kişinin yakınları manevi tazminat talebinde bulunabilirler.

Yaralanmalı trafik kazası tazminat davalarında tazminat sorumlularından aşağıdaki zararlar talep edilebilir (TBK md.54):

Maddi Tazminat: Yaralanan kişinin her türlü tedavi gideri, yaralanan kişinin kazanç kaybı, Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

Manevi Tazminat: Ölümlü veya yaralamalı trafik kazaları nedeniyle hükmedilen manevi tazminatın amacı zarara uğrayanda bir huzur duygusu yaratmaktır. Mahkeme manevi tazminat ile ilgili hüküm kurarken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesini amaçlamalıdır. Mahkeme manevi tazminatı belirlerken şu hususları dikkate almalıdır: Tarafların sosyal ve ekonomik durumu, Olayın meydan geliş şekli, Tarafların kusur durumu, hak ve nesafet kuralları. Uygulamada, mahkemelerce manevi tazminat miktarı tespit edilirken davacının genellikle mağdur edildiği görülmektedir.

 

5. Trafik kazası ölümle sonuçlandı. Bu halde araç sürücüsü ölenin yakınlarına tazminat öder mi?

 

Ölümlü trafik kazalarında; ölen kişinin yakınları, ölen kişinin desteğinden yoksun kaldıkları için destekten yoksun kalma tazminatı ile cenaze ve defin masrafları adı altında maddi tazminat talep edebilir. Ayrıca ölen kişinin yakınları duydukları elem, acı ve üzüntü nedeniyle manevi tazminat talep edebilirler.

Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen bir kişinin yaşarken destek verdiği kişilerin aldığı desteğin ölüm sebebiyle ortadan kalkması neticesinde destek alanların uğradıkları zarardır. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölenin destek verdiği kişilerin hayatlarının ölüm nedeniyle kötüleşmemesi için kabul edilmiş bir tazminat türüdür.

Destekten yoksun kalma tazminatı, bir maddi tazminat kalemidir. Böyle bir maddi tazminatı talep edebilmek için ölen kişiden yaşarken maddi destek alınıyor olması şarttır. Yaşarken destek alınmayan kişinin ölümü nedeniyle maddi tazminat talep etmek mümkün değildir. Ayrıca belirtelim ki bu tazminatı isteyebilmek için ölenin akrabası ya da mirasçısı olmak gerekmez. Ölen kişiden devamlı veya düzenli şekilde maddi destek görüyor olmak yeterlidir.

Destekten yoksun kalma tazminatı isteminin zamanaşımı süresi, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren 2 yıldır (TBK md. 72). Haksız fiillerde zarar her zaman olay anında ortaya çıkmaz. Örneğin, bir iş kazası, trafik kazası veya doktor hatası nedeniyle ölüm halinde, ölene zarar veren eylem nedeniyle yıllarca tedavi gördükten sonra olay nedeniyle vefat etmesi mümkündür. Bu durumda destekten yoksun kalma tazminatı nedeniyle zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi ölüm tarihidir. Tazminat yükümlüsü veya zarar sonradan öğrenilse bile, her hâlükârda destekten yoksun kalma nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı 10 yılda zamanaşımına uğrar. Destekten yoksun kalma tazminatına konu fiil aynı zamanda suç teşkil eden bir fiil ise, suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açılabilir. Bu süre genellikle daha uzun bir süredir.

 

6. Az önceki soruda araç sahibi farklı olsaydı? Örneğin araç sürücüsü işyerinin aracını kullanırken kaza yapmış olsaydı. Dava kime açılabilirdi?

 

Trafik kazası hukuki niteliği itibariyle haksız fiil olduğundan, maddi ve manevi tazminat davası haksız fiil sorumlularına karşı açılır. Ancak, trafik kazalarında haksız fiili bizzat işleyenler dışında da tazminat sorumluları vardır. Trafik kazası neticesinde ölüm, yaralama veya herhangi bir malvarlığı zararı meydana gelmesi halinde aşağıdaki kişilere maddi ve manevi tazminat davası açılabilir:

 

(i) Kaza sırasında aracın sürücüsü olan kişi,

 

(ii) Aracın işleteni (Aracın işleteni kısaca ifade etmek gerekirse aracın üzerinde ekonomik çıkarı olan kişidir. Trafik tescil kayıtlarında aracın sahibi olarak gözüken kimse, aynı zamanda aracın işleteni olarak kabul edilmektedir. Araç sahibi, aracın üzerinde fiili hakimiyeti bulunmadığını, araç için bir başkasının harcamalarda bulunduğunu veya araç üzerindeki ekonomik çıkarın bir başkasına ait olduğunu, işleten sıfatının bulunmadığını kanıtlayabilirse sorumluluktan kurtulabilir. Motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde; aracın işleteni meydana gelen zarardan sorumlu olmaktadır. Başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse de işleten olarak kabul edilmektedir.),

 

(iii) Sigorta şirketi (Trafik kazasına karışan aracın Trafik Sigortası hangi sigorta şirketi tarafından yapılmışsa, o sigorta şirketi de ölüm, yaralama veya diğer zararlardan sorumludur. Sigorta şirketi işletene düşen hukuki sorumluluğu, belirli zorunlu sigorta limitlerine kadar temin etmektedir).

 

7. İşe giderken araç çalışana çarptı. Yoğun bir bedensel hasar meydana geldi. Bu iş kazası mıdır? İşveren mi sorumludur yoksa araç sürücüsü mü? 

 

İşçinin işe gelip giderken veya işverenin emir ve talimatı altındaki seyahati sırasında meydana gelen kazalar iş kazasıdır. Burada önemli olan husus kişinin işe nasıl gittiğidir. İşverenin sağlamış olduğu bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında kazaya maruz kalan kişi iş kazası geçirmiş olacaktır fakat işverenle somut bir bağlantısı olmayan durumlarda yaşanan kazalar iş kazası olarak nitelendirilemeyecektir.

 

Örneğin bir Yargıtay kararına konu olmuş şu olay açıklayıcı olabilir. Bu olayda işçiler, işverenin sağladığı servisle işe gitmekteyken aracın arıza yapması üzerine yol kenarında yeni aracın gelmesini beklemeye başlamışlardır. İşçilerden biri yeni aracı beklemeyip toplu taşımayla işe gitmeye karar vermiş, bindiği otobüs yolda kaza yapmış ve işçi bunun sonucunda yaralanmıştır. Yargıtay bu kazayı iş kazası saymamıştır. Kararda işçinin kendi başına başka bir yolla işe gitme tercihini kazanın işverenle illiyet bağını kesen bir olgu olarak değerlendirilmiştir. Ancak farklı bir yaklaşımla ilk servis arıza yapmasaydı kaza meydana gelmeyecekti denilerek kazayı iş kazası da sayılabilirdi.

 

Eğer somut olay, işveren ile illiyet bağı olan şekilde gerçekleşmiş bulunuyorsa iş kazası sayılmalı ve iş kazası bildirimi yapılmalıdır. İş kazası bildirimi, iş kazasının kanunda düzenlenen yerlere bildirilmesidir. Bir işverene tabi çalışan kişilerin iş kazası geçirmesi durumunda bildirim yükümlülüğü işverene aittir. İşveren kanunda gösterilen sürelerde ve usulüne uygun olarak durumu yetkili makamlara bildirmek ile sorumlu tutulmuştur. İş kazası bildirimi yapmayan işverenlere Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından idari para cezası uygulanmaktadır. Ayrıca iş kazasının meydana gelmesinde işverenin kusurunun bulunması durumunda cezai sorumluluğu da gündeme gelecektir.

 

 Mustafa Furkan Yavuz

 

Languages »

Bu internet sitesinde dolaşmaya devam etmek için çerez politikamızı kabul etmeniz gerekmektedir. Daha fazla bilgi

The cookie settings on this website are set to "allow cookies" to give you the best browsing experience possible. If you continue to use this website without changing your cookie settings or you click "Accept" below then you are consenting to this.

Close